9 Ekim 2009 Cuma

Var Olmayı Seviyorum !


Dün akşam güneşin son güzel ışıklarından faydalanmak için kendimi apar topar ofis dışına attım.

Öyle güzel ki İzmir'de bu sonbahar akşamları...Yazın aşırı sıcaklardan deniz ve güneşin birbirine ne kadar yakıştığını unutabiliyorsunuz ama sonbahar bir başka keyif ve güzellikte oluyor...

Vapurda üst kata çıkıp kendimi güneşe verdim, gözlerimi kapadım, havayı her zerresine kadar içime çektimmmm...Rüzgar saçlarımı ve tenimi hafiften yalarken VAR OLMAK çok kıymetli, çok özel bir şey dedim. Bir bilinç hali ama her zaman farkında olamadığımız, gelip geçen zamana sorgusuzca kendimizi teslim ettiğimiz aslında bir nevi uyku hali.

Ara ara yaşadığım bu anlık uyanışlar benim için bir nevi ŞÜKÜR hali olur hep.

Şükrederim, bugün, burada, hayatımdaki her şeyle birlikte var olduğum için. Bunu şu an'da fark edebildiğim için...bu an'dan sonrasına daha farklı bir şuur haliyle bakabileceğim için...

Bu şuur halinin etkisiyle kendimi eve zor attım; beni görünce neşe çığlıkları atıp şımarıklıklar yapmaya çalışan minik oğluma sımsıkı sarıldım sarıldım sarıldım... İyi ki varsın, iyi ki bu minik beden ama kocaman ruhunla hayatımdasın, SENİ ÇOK SEVİYORUM dedim. Birlikte döndük döndük döndük, kahkahaları hayatıma hayat kattı.

8 Ekim 2009 Perşembe

hoşgeldim....

Tam iki ay olmuş blogda tek bir tuşa bile dokunmayalı...

Genel bir yılgınlık bir isteksizlik var üzerimde an'ı yaşamaya dair...

Böyle hep geriye çekilmek ve olan biteni dışarıdan izlemek gibi bir durum hasıl oldu ama yok bu da bana göre bir şey değil, böyle disassociate takılmaya devam edersem tembel ve ruhsuzun biri olup çıkacağım ki bu da öz'üme aykırı bir state yani... bir an önce canlanmalı, hayata sıkı sıkıya sarılmalı ve yeni yolculuklara yelken açmalıyım tıpkı blog resmimdeki gibi...

Yeni bloglar keşfettim bu süreçte...müthiş insanlar var, yaratıcılık, mizah, zevkler, kültürler, seyahatler, çalışkanlık, tutku, edebiyat, yemek, fotoğraf...acayip bir dünya bu blog dünyası. çok keyif alıyorum izlemekten (fazla izlemekten işin içine girmekte geç kalıyorum, o ayrı mesele)

Blogunu her gün güncelleyen ve derli toplu tutan insanların temposuna hayranım hele de iki çocuk sahibi olan anne ve babaların!

Ben de canlanmaya, her ne olursa olsun, kendime hiçbir mazaret uydurmadan blogumu güncellemekle başlayacağım. Dijital günlüğümü kendi kendime besleyeceğim (ne büyük keyiftir o geçmişe dönüp şimdiki senle geçmişteki sen arasındaki uçurumları görüp tebessüm edebilmek). Duygularımı, düşüncelerimi, umutlarımı, hayalkırıklıklarımı, planlarımı, arkadaşlarımı, ailemi...sahip olduğum kendi içsel gökyüzümü dijital bir hafızaya kaydetmeye çalışacağım. Ve bir gün geri dönüp vay be diyeceğim gelecek zamanı yaşayacağım...

Nihancım, artık iç uzayımdan daha sık haberdar olabileceksin:)))

Şimdi gidiyorum.



3 Ağustos 2009 Pazartesi

Şaşkınlık...

Bir insan herhangi bir şey karşısında şaşkına dönüp tiksinti duyuyorsa, bu onun en çok ilgilendiği şeydir. 
Aşırı erdemli kişi, çıplak ruhuyla yüzleşmeyi göze alamayan bir töretanımazdan başka bir şey değildir.

A.S.Neill, Özgürlük Okulu'ndan...

Yığınlar

Toplum yapısı özgürlüğe düşmandır. Toplum yani yığınlar yeni düşünceler karşısında tutucu ve nefret doludur.
Moda, yığınların özgürlük karşısında duyduğu nefreti simgelemektedir. Yığınlar tekdüze benzerlikten yanadır.
Ve biz bireyler, yığınların aptalca kurallarını serinkanlılıkla kabulleniriz.

A.S. Neill, Özgürlük Okulu'ndan...

özdüzenleme

Özdüzenleme, insan doğasının iyiliğine inanmaktır; bu, ilk günah diye bir şeyin olmadığına duyulan inançtır.

A.S.Neill

cinsellik

Sevgi dolu cinsellik, dünyada elde edilebilecek en büyük hazdır ve işte bunun için bastırılır. Gerisi boş yalandır.

A.S.Neill

özgürlük okulu

Çocuğun işlevi kendi yaşamını yaşamaktır- kaygılı ana babasının onun için gerekli gördüğü yaşamı ya da en iyisini bildiğini sanan eğitimcinin amacına uygun yaşamı değil. Yetişkinlerin çocuğun yaşamına karışıp onu yönlendirmeye kalkışması, bir robotlar kuşağının yetişmesinden başka işe yaramaz.

A.S.Neill